Coğrafyamızın iki yakası biraraya gelmiyor

Müfid Yüksel, Türkiye’nin dini ve düşünce hayatında önemli yer tutan bir ailenin ferdi. Babası rahmetli Sadrettin Yüksel, ittifakla kabul edildiği üzere, dini ilimlerde tam bir otoriteydi. Yüksel kardeşlerden bir tanesini ise tüm Müslüman camia büyük bir üzüntüyle hatırlar hâlâ. O kardeş, şehit Metin Yüksel’dir. Son zamanlarda yazılı ve görsel medyada sık sık düşüncelerini takip etme fırsatını bulduğumuz Müfid Yüksel ise, birçok alanda kendisini yetiştirmiş, birkaç dil bilen bir değerimiz.

Müfid Yüksel, Metin Önal Mengüşoğlu’nun inşa etmeyi düşündüğü bir kuşağın karakterini ifade eden “İbrahim Paşa Hür Düşünce Mektebi”nin konuğuydu 5 Kasım Çarşamba akşamı. Müfid Yüksel, İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde düzenlenen programda “Orta Doğu Anaforunda Türkiye”yi anlattı dinleyicilere. Müfid Yüksel’in anlattıklarını dinledikten sonra bir kez daha anladık ki, Orta Doğu her zaman önemlidir ve bu önemden kaynaklanan çalkantılara gebedir. Bu, tarihin kaçınılmaz bir gerçeğidir.

Pekala, gecede ne anlattı Müfid Yüksel? Elbette ki kaderimizi… İçinde yaşadığımız coğrafyayı, bu coğrafyanın önemi ve bu önemin ne anlama geldiğini; bu önemin nasıl bedeller istediğini anlattı. Gelin kulak verelim Müfid Yüksel’in dediklerine.

İsimlendiren kazanır

Müfid Yüksel, öncelikle bu bölgeye eskiden beri Orta Doğu denmediğine dikkat çekti. Bu isimlendirmenin son iki yüz yılda ortaya çıktığına ve bu isimlendirmeyi yapanın Batı olduğuna dikkat çekti. Batı, kendi kültürel kodlarına ve kendi coğrafi konumuna göre bölgeye bu adı vermişti ve biz de sanki eskiden beri bölgenin adının böyle olduğunu sanıyorduk. Aslında biz, bize yapılan bu isimlendirmeyi kabul etmekle de, bizi isimlendirenin üstünlüğünü dolaylı yoldan kabul etmiş duruma düşüyorduk.

Medeniyetler beşiği bir coğrafya

Müfid Yüksel, bölgenin önemine dikkat çekerken öncelikle manevi yönünü öne çıkardı. Bilindiği gibi bölge, birçok peygamberin mekânı ve üç semavi dinin neşet ettiği bir yer… Bunun dışında, bir de birçok medeniyete mekân olmuş bir coğrafya… Yani, bir insan, bir topluluğun manevi varlığı için önemli olan ne varsa, bölgede de onlar var: Tarih, din, medeniyet… Ve elbette bunların hepsinin getirdiği doğal sonuç: İddialı olma ve üstünlüğünü kabul ettirme güdüsü… Müfid Yüksel, “Her ne kadar son yıllarda dünyanın siyasi merkezi bu bölgeden Pasifik’e kayar gibi olsa da, Pasifik’in de gözü bu coğrafyada.” diyerek bu bölgenin kaderini yaşadığını vurguladı.

Osmanlı zamanında sükun buldu

Coğrafyanın yazgısının çalkantılarla çalkalanmak olduğunun altını çizen Müfid Yüksel, çalkalanan bu coğrafyanın bir ara birkaç asır sükun bulduğunu şu sözlerle anlattı: “Bu bölge insanlık tarihinin, medeniyetlerin beşiğidir. Dünya tarihine baktığımızda Mısır medeniyeti, Pers medeniyeti, Hitit medeniyeti, Yunan medeniyeti… gibi medeniyetlerin bölgede hakimiyet kurmak için her şeyi yaptıklarını görüyoruz. Kısacası bu bölge, medeniyetlerin çatıştığı bölgedir. Bölgenin sükuna kavuştuğu bir dönem olmamış mıdır? Elbette olmuştur. O da Osmanlının bölgeye hâkim olduğu zamandır.”

Osmanlı iki kez imparatorluk oldu

Durdurulan bir medeniyet olan Osmanlının dünya tarihinde önemli bir yeri olduğunu ısrarla söyleyen Müfid Yüksel, Osmanlının iki kez imparatorluk düzeyine çıktığını ama bunların da süreklilik arz etmediğini söyledi. Hele bir tanesi, imparatorluktan bir anda yıkılışa evrilmeydi. Müfid Yüksel’e göre Osmanlı bir Yıldırım bir de Fatih zamanında imparatorluk olmuştu. Ama uzaklardan gelen Timur, bu imparatorluğu neredeyse tarih sahnesinden silecek kadar hırpalamıştı.

1. ve 2. Meşrutiyet, Osmanlıyı bitiren uygulamalardır

Müfid Yüksel, Batılıların, Osmanlı medeniyetinin kendilerini sıkıştırmaları sonucu kendilerine nefes alabilecekleri bir alan açmak için keşiflere çıkmalarının, tarihin akışını değiştiren bir şey olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeni keşifler, yeni kaynakları olur Batının. Önce İspanyolların sonra da Portekizlilerin ve daha sonra da Hollandalıların genişleyip yayılmaları, sömürgeci anlayışları Batıyı güçlendirmiştir. Önceleri kendi coğrafyalarına yakın bölgelerde sömürgeler oluşturarak güçlenen Batı, gücünü hissettiği anda gözünü bizim coğrafyamıza çevirmiştir. Yukarıda sayılan ülkelerden sonra yeniden ve güçlü bir şekilde ortaya çıkan İngiltere, sinsi ve kalıcı bir şekilde bölgeye girmeyi başarmıştır 18. ve 19. yüzyıllardan itibaren. Günümüzde bile Kanada ve Avustralya gibi devletler, İngiltere’ye bağlıdır aslında. 18. yüzyıldan itibaren çok güçlenen Batılı devletler, kısa süre sonra Osmanlıdan toprak koparmaya başlamışlardır. Gün geçtikçe Batılılar güçlenir, Osmanlı zayıflar ve en sonunda da 1783 tarihinde imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla da Osmanlı, cihan devleti olma özelliğini yitirir. Bu tarihten sonra Batılı devletler Osmanlıya dayatmalarda bulunur.

Osmanlı da kendisini dönüştürmek ister ama bu dönüşümü başaramaz. Bu dönüşüm uğruna kendinden uzaklaşan Osmanlı ne Batılı olmayı başarır ne de kendisi kalabilir. Batılılar da, Osmanlının kaymakam ya da vali olarak atadığı yerel yöneticilerle irtibata geçerek onları kendi saflarına çekmeye çalışırlar. Osmanlının zayıflamasıyla birlikte birçok yerel yönetici ya saf değiştirir ya da isyan ederek bağımsızlığını ilan eder. Daha sonraki zamanlarda özellikle Suudlular, Irak, Suriye ve Ürdün bölgesi Osmanlıdan koparak kendi hâkimiyetlerini ilan ederler güya ama İngiltere çoktan onların yer altı zenginlikleriyle ilgili anlaşmaları imzalamıştır bile. Hele başarı olarak ilan edilen 1. ve 2. Meşrutiyet, Osmanlıyı bitiren uygulamalardır. 1. ve 2. Meşrutiyet ile birlikte Osmanlı mozayiğini bir arada tutan doku zarar görmüş, mozayiğin dağılmasının zemini hazır hale gelmiştir.

Zaten çok sürmez ve Osmanlı dağılır ve sonra Lozan’la birlikte güya küllerinden yeni Türkiye doğar. Oysa Lozan, Osmanlının mirasçısı olan Türkiye’nin Orta Doğu ve Balkanlardan koparak Anadolu’ya hapsolduğunu kabul etmesinden başka bir şey değildir.

Günümüzde güç ABD ve Çin üzerinden Atlantik’e kaymış, Atlantik’in iki yakası bir araya gelmiştir ama onlar Orta Doğu’nun iki yakasının bir araya gelmesine izin vermezler.”

Orta Doğu’nun huzurunun kaçmasına neler sebep oluyor?

Tarihi bilgileri belli bir kronolojide harita üzerinde sıralayarak anlatan Müfid Yüksel, günümüz Orta Doğu’sunun huzursuzluğunu şu sözlerle açıkladı: “Orta Doğu’da birkaç mesele var ki, bunlar Orta Doğu’nun huzurunun kaçmasına yol açmaktadır. Bunlardan birincisi petrol, diğeri de Yahudi meselesidir. Yahudiler özellikle İngiliz himayesinde güçlenirler ve sonunda kendilerine bir devlet kurarlar. Şimdi Orta Doğu, bu iki mesele yüzünden çalkalanmakta ama kartlar yeniden karılmaktadır.”

 

Ahmet Serin aktardı

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir