Türkiye lobi faaliyetlerine gereken önemi vermeli

Müfid Yüksel, özellikle yakın dönem tarihi hakkındaki araştırmalarıyla öne çıkmış bir aydınımız. Yüksel’in yetkinliği sadece sosyal bilimlerle sınırlı değil, din bilimlerinde de yetkin aynı zamanda. Bildiği yabancı dilleri de sürekli araştırma yapmak için kullanıyor. Kendisi aynı zamanda Türkiye’nin çok iyi bildiği bir isim olan rahmetli Sadrettin Yüksel’in oğlu.

Gündemin sıcak maddesi olan Ermeni meselesi de, Müfid Yüksel’in yıllardan beri ilgilendiği, iyi bildiği alanlardan biri. Müfid Yüksel, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin geleneksel Cuma Meclisi’ne konuk oldu 24 Nisan Cuma gecesi. Konu “Ermeni Meselesi”ydi. Vakıf müdavimleri olarak bizler, Ermeni meselesini konu hakkında derinlemesine bilgisi olan tarafsız, güvenilir ve yetkin bir ağızdan dinledik.

Öncelikle şunu söylemek gerek: Hani bazıları “Soykırım kararı alırlarsa alsınlar, ne olacak canım!” diyorlar ya, bu, o kadar basit bir mesele değil. Bunun neden o kadar basit bir mesele olmadığını da anlattı Müfid Yüksel. Sözlerine “Her sene benzeri bir süreci yaşadığımız bu konu, Türkiye’nin sürekli gündeminde olan birkaç önemli konudan biridir. Bir rivayete göre Lozan imzalandıktan sonra İnönü’nün ‘Yetmiş seksen sene daha kazandık!’ dediği söylenir. Ülke olarak biz, o seneleri iyi kullanmadık yazık ki” cümleleriyle başlayan Müfid Yüksel, konuyu tarihî süreç içinde anlatmaya başladı sonra.

Sakin geçen yıllarımızı iyi değerlendiremedik

Günümüzde sıkça işittiğimiz “Vesayet altındayız!” ifadesinin aslında Osmanlının Ruslara yenilmesi sonrası imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar götürülmesi gerektiğini söyleyen Müfid Yüksel, ülke olarak sakin geçen yıllarımızı iyi değerlendiremediğimizi söyledikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “O tarihten sonra içteki yetkililer millete karşı güçlü görünüp millete karşı güç kullandılar ama dışa karşı da hep zayıf davrandılar. Aslında Osmanlı, Rusların Yeşilköy’e gelmesiyle bitmişti ama işgalci devletlerin kendi aralarında anlaşamamaları yüzünden Osmanlıya bazı toprakları iade edildi. II. Abdulhamid bu durumu çok iyi kullandı ve Osmanlıyı tekrar diri tutmaya çalıştı. Bunu, hükümran olduğu yıllar boyunca başardı da. II. Abdulhamid sonrası yetkililer bunu başaramadı ve devlet yok oldu gitti. Cumhuriyet yönetimiyle birlikte başa gelenler de bunu beceremedi, iç sorunlar, iç isyanlar arttı.”

Ermeni patrikhanesi sebebiyle Ermeniler diğer Hristiyanların hedefi oldu

Geçmişte de Ermeni sorununun olduğunu söyleyen Müfid Yüksel, bu konunun o zamanlar Yahudi lobisinin desteğiyle aşıldığını ama şimdiki hükümete o lobinin desteğinin olmadığını, bu yüzden de bu sorunun gün geçtikçe büyüdüğünü söyledi. Müfid Yüksel, sözlerine şöyle devam etti: “Hazreti Peygamber zamanında gayrımüslimlerle ilişkilerin hukuki çerçevesi çizildi. Daha sonra Hazreti Ömer zamanında bu çerçeve yenilendi. Osmanlı da bu hukuka uygun davrandı ve zımmilerle ciddi bir sorun yaşamadı. Günümüzde bir sorun olarak ortaya çıkan Ermeniler, Osmanlı zamanında ‘Millet-i sadıka’ olarak isimlendiriliyordu ve devlet bürokrasisinde çok aktif olarak yer alıyorlardı.

M.Ö. 70-80’li yıllarda bir topluluk olarak ortaya çıkan Ermeniler, Kafkas toplumlarındandır. Sürekli ovada yaşadıkları için de zanaatkâr bir topluluk olarak bilinirler. Özellikle de mimari sahasında çok gelişmişlerdir. Eskiden hangi dine mensup oldukları hakkında pek bilgimiz yoktur ama daha sonra Hıristiyan olduklarını biliyoruz. Ama Hıristiyan olduktan sonra da en çok zulmü yine Hıristiyanlardan gördüler. Çünkü Ermeniler kendilerine özgü bir Ortodoks Hıristiyanlık anlayışı geliştirip kendi patrikliklerini kurdular. Bu da onları diğer Hıristiyanların hedefi yaptı. Özellikle de Rumlar, çeşitli dönemlerde Ermenileri katletmiştir. Bu yüzden Ermenilerin, zamanında Selçuklulara ve daha sonra da Osmanlılara bazen gizli bazen de açık destek verdikleri bilinmektedir.”

Ruslar, Ermenilerin kılavuzluğunda Osmanlı topraklarına girdi

Osmanlının son zamanlarında Osmanlıdan kopuşların başlamasıyla birlikte, artık dış devletlerin etkisi altına giren Ermenilerde de kıpırdanmaların başladığını, “Hınçak” ve “Taşnak” örgütlenmelerinin ortaya çıktığını, Ermeniler üzerinde etkisi artan Fransa ve Rusya gibi devletlerin Ermenileri kullanmaya başladığını söyleyen Müfid Yüksel, sorunların bundan sonra hızlanarak devam ettiğini şu sözlerle açıkladı: “Dış devletlerle kurdukları irtibatlarla birlikte Ermenilerin eğitim düzeyleri arttı ve aynı zamanda Ermeniler örgütlenmeye de başladılar. Aralarında sürekli olarak anlaşmazlık bulunan Kürtlerle lokal çatışmalar yaşamaya başladılar. Aslında bunların çoğu, dış devletlerin Ermeniler üzerinden provokasyon yapmalarıydı ama sonuçta Ermeniler de işin içindeydi. Kürt kızlarını kaçırıp tecavüz etmek bir ara iyice yaygınlaşmıştı. Kürtler de zaman zaman bunlara kanlı karşılıklar veriyordu. Olaylar, İttihat ve Terakki zamanına kadar böyle devam etti. İttihat ve Terakki’nin hatalı politikaları, herkesi olduğu gibi, Ermenileri de küstürdü. Aslında İttihat ve Terakki dönemi, idamlar, ölümler ve Osmanlının dağılması döneminin adıdır. 1. Dünya Savaşı’nda Ruslar, Ermenilerin kılavuzluğunda Osmanlı topraklarına girdi. Buna karşılık İttihatçılar da ‘Tehcir Kanunu’nu çıkardı. Bu dönemde karşılıklı kıtaller yaşandı. Bu kıtaller ve ‘Tehcir Kanunu’ günümüzdeki Ermeni sorununun kaynağını oluşturmaktadır.”

Yurtdışındaki Türkler neden etkisiz?

Osmanlı hakimiyeti altında yaşayan Ermenilerin özellikle yabancı dil bilmeleri dolayısıyla diğer devletlerle her zaman sıkı ilişkiler kurduğunu, Osmanlının çökmesinden sonra da bu ülkelere giden Ermenilerin gittikleri ülkelerdeki aydın tabaka ile samimi ilişkiler kurarak bir güç haline geldiklerini de belirten Müfid Yüksel, bu ilişkilerin Ermeni diasporasının tüm dünyada güçlü bir topluluk olmasına yol açtığını söyledi. Müfid Yüksel, yurt dışında azımsanmayacak sayıda Türk bulunmasına rağmen, bunların daha çok kapalı devre ilişkiler kurduklarının, bulundukları ülkelerin aydınlarıyla, siyasileriyle ve bürokratlarıyla samimi ilişkiler kuramadıklarının ve bu sebeple de o ülkeler nezdinde yaptırım gücüne sahip olamadıklarının altını çizdi.

Her sene karşımıza çıkan ve muhtemelen de çıkmaya devam edecek olan Ermeni sorununda bazı devletlerin soykırım kararı almalarının Türkiye güçlü olduğu sürece çok önemli sonuçlarının olmayacağını ama mesela Türkiye’nin de Suriye benzeri bir istikrarsızlık içine girmesi halinde, Ermenilerin Türkiye üzerinde hak iddia etmelerinin yasal zeminini oluşturacağını, bunun da Türkiye’nin parçalanmasına yol açacağını söyleyen Müfid Yüksel, Türkiye’nin hem güçlü bir diaspora oluşturma hem de lobi faaliyetlerine gereken önemi vermesinin şart olduğunu söyleyerek sözlerini bitirdi.

Müfid Yüksel’e, gecenin anısına Vakfın plaketi takdim edildi.

 

Ahmet Serin bildirdi

dünyabizim.com

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir